Düşler Ülkesi
Anasayfa
Ali akıllı, büyüklerine saygılı ve sevimli bir çocukmuş. Her açıdan
güzelliklerle dolu bu çocuğun, küçük bir kusuru varmış. Ali pek çok çocuk gibi
oyun oynamayı çok seviyormuş. Hangi çocuk oyun oynamayı sevmez ki? Ama Ali,
oyundan başka hiçbir şey yapmak istemiyormuş. Kendisinden, bir iş istediğinde
"Yapmam" demiyormuş ama hiç bir işi yaptığı da görülmemiş.
Diyelim babası:
- Gidip bakkaldan ekmek alır mısın?
Dediğinde, hemen giyinip evden çıkıyor, bakkala değin koşarak gidip, ekmeği
alıyormuş. Bakkaldan dönerken, çoğu zaman top oynayan çocuklara katılıyor,
aldığı ekmeği oyun alanında bir kenarda unutup, eve çok geç ve eli boş
dönüyormuş. Bunu yalnız ekmek alırken yapmıyormuş aslında. Hemen her işi, bunun
gibi; ya yarım yapıyor, ya da hiç bitiremiyormuş.
Her işi böyle olunca, doğal olarak ödevlerini yaparken de aynı davranışı
gösteriyormuş. Ödev yaparken oyuna dalıp, unutuveriyormuş dersini. Annesi de,
babası da onu bu huyundan vaz geçirmek için çok uğraşmışlar ama başaramamışlar.
Ali hep bildiği gibi davranmış.
Bir gün hava çok güzel ve güneşli olmasına karşın, annesi Ali'nin sokakta diğer
çocuklarla oyun oynamasına izin vermemiş.
- Önce ödevini yapacaksın. diye diretmiş.
Ali istemediği halde, odasının yolunu tutmuş. Yüzünü asıp, masanın başına
oturmuş. Defterini ve kitaplarını açmış isteksizce. Saati de tam karşısına
gelecek biçimde yerleştirmiş. Kocaman çalar saatin tik tak sesleri arasında
ödevini yapmaya başlamış.
Kitabından bir sözcük okumuş, onu defterine yazmadan saate bakmış "İlerliyor
mu?" diye. Saatten tik tak sesleri geliyor ama akrep de yelkovan da ilerlemiyor,
yerinde sayıyormuş. Sanki Ali'yle alay eder gibi çalışma süresinin uzamasını
istiyormuş, hem de gülerek. Ali dayanamayıp söylenmeye başlamış:
- Bu ne biçim saat. Oynarken süre hemen doluyor da şimdi hiç ilerlemiyor. Sanki
durdu. Tik tak sesleri olmasa, kesin durdu diyeceğim ama görünüşe bakılırsa
çalışıyor da. Sakın bozulmuş olmasın? deyip saati avuçlarının içine alıp iki eli
ile sallamaya başlamış. Şıngırtıya benzer sesler çıkmış saatten, sonra hiçbir
şey olmamış gibi devam etmiş: "Tik tak, tik tak" diye.
Ali yine kitaptan bir sözcük okumuş. Biraz duralamış, "Süre geçsin" diye. Sonra
okuduğu sözcüğü defterine yazmak istemiş. Kalemini almış eline. Tam yazmak için
defterine bakacağına, gözü karşısında duran saate takılmış birden. Hiç
ilerlemiyormuş. Saat olduğu yerde durmadan ses çıkarıyormuş: "Tik tak, Tik tak"
diye. Yine dayanamamış. Söylenmeye başlamış:
- Ne biçim saat bu böyle? Hiç ilerlemiyor.
Tam bu sırada sabırla tik taklarını sürdüren saat, dayanamayıp dile gelmiş:
- Niye kızıyorsun bana?
Ali merakla çevresine bakınmış. Kimseyi göremeyince seslenmiş:
- Kim konuşuyor?
- Ben konuşuyorum. Şu karşında duran saatim ben.
- Sen nasıl konuşuyorsun?
- Çok üzdün beni. Baktım çok söyleniyorsun, sonunda dayanamadım konuşmaya karar
verdim.
- Ne yapayım. Sürekli sana bakıyorum. Zaman hiç ilerlemiyor. Akrep de yelkovan
da hep yerinde duruyor. Halbuki oyun oynarken vakit hızla geçip gidiyor. Ders
çalışırken öyle mi? Bitmek bilmiyor. Bence oyun oynarken hızlanıyor, ders
çalışırken yavaşlıyor olmalısın.
- Öyle şey olur mu? Saat hep aynı hızla ilerler. Süre değişmez. Sen oyun oynuyor
olsan da, çalışıyor olsan da saat hep aynıdır.
- Bana öyle gelmiyor ama.
- Bak. Benim görevim zamanı doğru göstermek. Çalışken de oynarken de doğru
zamanı göstermek. Bence sen oynarken, oyundan çok hoşlanıyor, zamanın nasıl
geçtiğini bilmiyorsun. Ders çalışırken çok bunalıyor, hemen bitmesini
istiyorsun. Bunun için hep saate bakıp, hiç çalışmadığından, zaman ilerlesin
istiyorsun ve ilerlemiyor sanıp, bana kızıyorsun.
- Sana inanmıyorum. Belki benim çalışmaktan hoşlanmadığın doğrudur ama sen de
bana haksızlık yapıp, ben çalışırken yavaşlıyorsun. Ben ne isterdim biliyor
musun?
- Ne isterdin?
- Hep oyun oynayayım, zaman hiç bitmesin. Hiç çalışmayayım.
- Gerçekten böyle mi istiyorsun?
- Evet.
- Sonra ne olacak? Büyüyünce ne yapacaksın?
- Büyümek istemiyorum ki. Hep çocuk kalayım ve oyun oynayayım. Ben oyun oynamayı
çok seviyorum.
- Hep oyun oynarsan bıkmaz mısın?
- Neden bıkayım ki? Asıl ders çalışmaktan bıkıyorum. Hiç ders olmasa hep oyun
olsa diyorum.
- Bunu çok mu istiyorsun?
- Evet. Hem de gönülden.
- Benim doğru zamanı göstermemin dışında bir görevim daha var biliyor muydun?
- Hayır nereden bileyim. Hem nedir senin diğer görevin?
- Senin gibi hep aynı şeyi yapmak isteyenleri, hem de gönülden isteyenleri
buralardan götürmek. Düşler ülkesine götürmek. Seni de götüreyim mi?
- Annem ve babam merak ederler beni.
- Onlar bilmezler bile. Orada zaman yok biliyor musun?
- Nasıl yani?
- Burada anlatamam. Onu düşler ülkesinde görüp anlayabilirsin. Sen düşler
ülkesine gitmek istiyor musun?
- Ne yapacağım orada?
- Yalnız yapmak istediğin şeyi. Ders çalışmak istemiyorsan çalışmayacaksın.
- Güzelmiş. Beni götürecek misin oraya?
- Gönülden istersen götürürüm seni. Unutma, oraya gidince vazgecip dönemezsin.
- Ne yapacağım orada?
- Bir oyun seç kendine. Orada oynamak istediğin oyunu seç. Sonrasını düşünme.
Ben seni oraya götürürüm.
- Top oynamak isterim.
- Nasıl oynamak istiyorsun?
- Top sektireyim. Olur mu?
- Sen istedikten sonra olur. Şimdi gözlerini kapat ve oynamak istediğin oyunu
düşün.
- Pekiyi.
Ali gözlerini yummuş. Bahçede top sektirdiğini düşünerek heyecanla beklemeye
başlamış. Önce uğultuya benzer sesler duymuş. Sesler çoğalıp kulaklarını
tırmalamış. Daha sonra oturduğu yerden havalanıp, uçmaya başlamış. Çok kormuş.
Gözlerini açamamış korkudan. Biraz sonra uğultu yavaş yavaş azalmaya başlamış.
Ayakları yere değmiş birden. Sonra saatin sesini duymuş:
- Tamam istediğin gerçekleşti. Artık gözlerini açabilirsin. Sen şimdi düşler
ülkesindesin.
Ali, yavaş yavaş gözlerini açmış. Kendisini geniş bir bahçede top sektirirken
bulmuş. Çevresine bakınmış. Birçok insan, hayvan ve bitki varmış. Hep aynı
hareketi yapan, ya da öylece duran. Pek anlamamış ne olduğunu. Biraz daha
bakınınca karşısındaki duvarda saatini görmüş. Üzerinde ne akrep varmış ne de
yelkovan. Saat, Ali'nin kendisine baktığını görünce gülümseyerek:
- Evet. Şimdi düşler ülkesindesin. Burada hep istediğini yapacaksın. Biliyor
musun? burada zaman yoktur.
- Nasıl yani?
- Burada hep "Şimdi" yaşanır. Dün hiç olmamıştı. Doğal olarak yarın da
olmayacak.
- Anlayamadım?
- Şöyle diyelim istersen. Burada yalnız istediğin şeyi yaparsın. Hem de hep
yapacaksın.
- Şimdi top sektiriyorum. Hep mi top sektireceğim?
- Evet. Çevrendekilere bak. Onlar da senini gibi. Hep aynı şeyi yapıyorlar.
- Yorulup dinlenmek istersem?
- Top sektirmeyi durdurman gerekli. Diyelim top sektirmekten vazgeçtin ve bir
köşede oturmak istedin. Bunu yapamazsın.
Bunun anlamı "Demin top sektiriyordun, şimdi oturuyorsun" demektir.
Burada yapamazsın. Unutma burada geçmiş yok. Hep "Şimdi" var. Top sektirmeyi
durduramazsın.
- Yürümek, koşmak istesem?
- Yürümek ve koşmak için hareket edebilirsin ama yol alamazsın. Yol alabilmen
için belli bir hızla, bir süre gitmen gerekli. Burada zaman olmadığı için yol
alman söz konusu değil.
Yürümeye çalışırsın, koşmak istersin, hızın bile olur belki de ama yol
alamazsın.
- Senin akrep ve yelkovanın niye yok?
- Biliyorsun akrep ve yelkovan zamanı gösterir. Burada zaman olmadığı için akrep
de yelkovan da gerekmiyor. Aslında saatin olması da gereksiz. Sen hep "Şimdi'yi"
yaşıyorsun. Zamanın ne olduğu, saatin kaç olduğu artık önemsiz. Senin oyun
oynamak için ayırdığın süre hiç bitmeyecek. Olmayan bir şey bitmez. Zaman zaten
yoktu. Nasıl yeniden yok olsun?
- Şu tavşan ne yapıyor?
- O da seninle aynı anda bir istekte bulundu. Hep havuç kemirmek istedi. Burada
hep havuç kemirecek ama havucu hiç bitmeyecek. Karnı da doymayacak.
- Pekiyi. Şu ilerideki adam testere ile ne yapıyor?
- O da ağaçları kesmek istiyordu. Ağaçları hiç sevmezmiş. Seninle aynı anda bir
istekte bulundu. Hep ağaç kesmek istedi. Hep ağacı kesmeye çalışacak ama hiç
kesemiyecek. Şu ilerideki çırak da çalışmak istemedi. Yalnız bir çivi çakayım,
ustam beni hep çalışıyor sansın istedi. O da hep o çiviyi çakmaya çalışacak ama
çivi tahtaya girmeyecek.
- Sonsuza değin böyle mi olacak?
- Sonsuz için zaman gerekli. Unutma zaman yok burada. Zaman olmayınca sonsuz da
olmaz. Burada hep "Şimdi" var.
- Annem, babam merak edecekler beni.
- Etmezler. Gözlerini kapatmadan önce saatin akrep ve yelkovanını anımsıyorsan
eğer, sen hep oradasın. O an senin "Şimdiki" zamanın. Onun için seni merak
etmeyecekler. Dersini çalışıyorsun diye bilecekler.
- Off! Bu çok sevimsiz. Ben böyle olsun istememiştim.
- Ama sen hep oyun oynamak istedin. Zamanın olduğu yerde hep oyun oynayamazsın.
Bir an gelir oyun süren biter. Hep oyun oynamak ancak burada olur. Zamanın
olmadığı düşler ülkesinde. Hem sen hep oyun oynamak istememiş miydin?
- Evet ama, böyle olsun istememiştim.
- Ya zamanın olduğu yerde, zamana bağlı işler yaparak yaşarsın, ya da zamanın
olmadığı yerde hep aynı şeyi yaparak yaşarsın.
- Benim istediğim bu değildi ama.
- Bence sen ne istediğini pek bilmiyorsun. Ne yapmak istediğini, ne zaman yapmak
istediğini bilmiyorsun. Bazen çalışacak, bazen oyun oynayacaktın.
- Burada gece olunca ne yapacağım?
- Çok komiksin. Burada gece ve gündüz olmaz ki. Hep şimdi var. Gece ve gündüz
olsa, dün ve bugün olurdu. Bu da geçmişten söz etmekle aynı şey. Unutma burada
geçmiş yok. Yalnız şimdi var.
Ali top sektirmeye devam etmiş çaresiz. Ağlamak istemiş ama olmamış. Ağlamaya
başlıyamamış. Üzülmüş ama bir şey yapamamış. Üzüntüsünü içine atarken birinin
omzundan tutup kendisini sallamaya başladığını hissetmiş. Hemen dönmüş. "Kimdir
bu beni sallıyan?" diye. Bir de bakmış annesi arkasında Ali'yi sallayıp duruyor.
Çok korkmuş. Annesinin de böyle bir dilekte bulunduğunu sanmış birden. Annesinin
sesini duymuş:
- Ali... Ali... Ali... Uyan artık.
- "Ne uykusu, ben şimdide yaşıyorum" demiş içinden biraz da üzüntülü. Sonra
annesi sıcacık, sevgi dolu dudakları ile onu yanağından öperken kendine gelmiş.
Gözlerini aralayıp bakmış. Annesi masaya eğilmiş "Ali uyan yavrum" diyormuş
kendisine. Gözleri yarı açık, isteksizce masadaki saate bakmış.
Birden gözleri ışıldamış. Saatin üzerinde hem akrep varmış, hem de yelkovan.
Sesi de geliyormuş "Tik tak, tik tak" diye. Düşler ülkesinden dönmüş olduğunu
anlayıp sevinçle annesinin boynuna atılmış. Onu yanaklarından öperken:
- Seni çok seviyorum. Bundan sonra sözünden hiç çıkmayacağım. demiş gözlerinden
yaşlar akarken...
Yaşamda işimizi yapmak yerine hep başka şeylerle uğraşmayı severiz. İşi nedense
hiç yapmak istemeyiz. Ama yaşamak için iş yapmak, geleceğimizi ve geçimimizi
kazanmak zorunda olduğumuzu düşünmeyiz. Bu masalı kurarken, "İş yapmak yerine
hep sevdiğimiz şeyi yapalım, hem de zaman olmasın" diye düşündüm...
Anasayfa